Sâffât Suresi
سُوْرَةُ الصَّافَّاتِ Mekke döneminde inmiştir • 182 ayet
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالصَّافَّاتِ صَفًّا
veṣṣâffâti ṣaffâ
Andolsun o saf bağlayıp duranlara
فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا
fezzâcirâti zecrâ
O haykırıp da sürenlere
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا
fettâliyâti ẕikrâ
Ve o yolda zikir okuyanlara
إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَاحِدٌ
inne ilâheküm levâḥid
Ki sizin ilâhınız birdir
رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ
rabbü-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ verabbü-lmeşâriḳ
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir
إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ
innâ zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bizînetini-lkevâkib
Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik
وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ
veḥifżam min külli şeyṭânim mârid
Onu her inatçı şeytandan koruduk
لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ
lâ yessemme`ûne ile-lmelei-l'a`lâ veyuḳẕefûne min külli cânib
Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar
دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
düḥûrav velehüm `aẕâbüv vâṣib
Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır
إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
illâ men ḫaṭife-lḫaṭfete feetbe`ahû şihâbün ŝâḳib
Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder
فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا ۚ إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ
festeftihim ehüm eşeddü ḫalḳan em men ḫalaḳnâ. innâ ḫalaḳnâhüm min ṭînil lâzib
Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
bel `acibte veyesḫarûn
Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar
وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ
veiẕâ ẕükkirû lâ yeẕkürûn
Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar
وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ
veiẕâ raev âyetey yestesḫirûn
Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar
وَقَالُوا إِنْ هَٰذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
veḳâlû in hâẕâ illâ siḥrum mübîn
Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir
أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn
Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz
أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn
Önceki atalarımız da mı
قُلْ نَعَمْ وَأَنْتُمْ دَاخِرُونَ
ḳul ne`am veentüm dâḫirûn
De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)
فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥidetün feiẕâ hüm yenżurûn
Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir
وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ الدِّينِ
veḳâlû yâ veylenâ hâẕâ yevmü-ddîn
Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler
هَٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
hâẕâ yevmü-lfaṣli-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn
(Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir
۞ احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ
uḥşürü-lleẕîne żalemû veezvâcehüm vemâ kânû ya`büdûn
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
مِنْ دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَاطِ الْجَحِيمِ
min dûni-llâhi fehdûhüm ilâ ṣirâṭi-lceḥîm
Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ
veḳifûhüm innehüm mes'ûlûn
Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
mâ leküm lâ tenâṣarûn
(Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir)
بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
bel hümü-lyevme müsteslimûn
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
veaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn
Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar
قَالُوا إِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ
ḳâlû inneküm küntüm te'tûnenâ `ani-lyemîn
Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler
قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
ḳâlû bel lem tekûnû mü'minîn
(İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ ۖ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ
vemâ kâne lenâ `aleyküm min sülṭân. bel küntüm ḳavmen ṭâgîn
Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا ۖ إِنَّا لَذَائِقُونَ
feḥaḳḳa `aleynâ ḳavlü rabbinâ. innâ leẕâiḳûn
Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız
فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ
feagveynâküm innâ künnâ gâvîn
Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
feinnehüm yevmeiẕin fi-l`aẕâbi müşterikûn
O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
innâ keẕâlike nef`alü bilmücrimîn
İşte biz günahkarlara böyle yaparız
إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
innehüm kânû iẕâ ḳîle lehüm lâ ilâhe ille-llâhü yestekbirûn
Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُو آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ
veyeḳûlûne einnâ letârikû âlihetinâ lişâ`irim mecnûn
Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
bel câe bilḥaḳḳi veṣaddeḳa-lmürselîn
Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti
إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ
inneküm leẕâiḳu-l`aẕâbi-l'elîm
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
vemâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn
Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır
أُولَٰئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ
ülâike lehüm rizḳum ma`lûm
İşte onlar için belli bir rızık vardır
فَوَاكِهُ ۖ وَهُمْ مُكْرَمُونَ
fevâkih. vehüm mükramûn
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm
Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir
عَلَىٰ سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ
alâ sürurim müteḳâbilîn
(Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler
يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ
yüṭâfü `aleyhim bike'sim mim me`în
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ
beyḍâe leẕẕetil lişşâribîn
İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
lâ fîhâ gavlüv velâ hüm `anhâ yünzefûn
Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ
ve`indehüm ḳâṣirâtu-ṭṭarfi `în
Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
keennehünne beyḍum meknûn
Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
feaḳbele ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍiy yetesâelûn
Derken birbirine dönüp sorarlar
قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ
ḳâle ḳâilüm minhüm innî kâne lî ḳarîn
İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı
يَقُولُ أَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِينَ
yeḳûlü einneke lemine-lmüṣaddiḳîn
Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın
أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemedînûn
Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız
قَالَ هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
ḳâle hel entüm müṭṭali`ûn
Siz onu tanır mısınız?" der
فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ
feṭṭale`a feraâhü fî sevâi-lceḥîm
Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür
قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدْتَ لَتُرْدِينِ
ḳâle tellâhi in kitte letürdîn
Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ
velevlâ ni`metü rabbî leküntü mine-lmuḥḍarîn
Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
efemâ naḥnü bimeyyitîn
Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
illâ mevtetene-l'ûlâ vemâ naḥnü bimü`aẕẕebîn
Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
inne hâẕâ lehüve-lfevzü-l`ażîm
İşte bu büyük kurtuluştur
لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
limiŝli hâẕâ felya`meli-l`âmilûn
Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar
أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
eẕâlike ḫayrun nüzülen em şeceratü-zzeḳḳûm
Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı
إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ
innâ ce`alnâhâ fitnetel liżżâlimîn
Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ
innehâ şeceratün taḫrucü fî aṣli-lceḥîm
O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar
طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ
ṭal`uhâ keennehû ruûsü-şşeyâṭîn
Tomurcukları şeytanların başları gibidir
فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
feinnehüm leâkilûne minhâ femâliûne minhe-lbüṭûn
Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَمِيمٍ
ŝümme inne lehüm `aleyhâ leşevbem min ḥamîm
Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ
ŝümme inne merci`ahüm leile-lceḥîm
Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ
innehüm elfev âbâehüm ḍâllîn
Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular
فَهُمْ عَلَىٰ آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
fehüm `alâ âŝârihim yühra`ûn
Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ
veleḳad ḍalle ḳablehüm ekŝeru-l'evvelîn
Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ
veleḳad erselnâ fîhim münẕirîn
Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ
fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmünẕerîn
Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn
Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka
وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ
veleḳad nâdânâ nûḥun feleni`me-lmücîbûn
Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik
وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
venecceynâhü veehlehû mine-lkerbi-l`ażîm
Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ
vece`alnâ ẕürriyyetehû hümü-lbâḳîn
Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn
Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık
سَلَامٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ
selâmün `alâ nûḥin fi-l`âlemîn
Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı
ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
ŝümme agraḳne-l'âḫarîn
Sonra diğerlerini suda boğduk
۞ وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ
veinne min şî`atihî leibrâhîm
Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı
إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
iẕ câe rabbehû biḳalbin selîm
Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ
iẕ ḳâle liebîhi veḳavmihî mâẕâ ta`büdûn
O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz
أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ
eifken âliheten dûne-llâhi türîdûn
Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz
فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
femâ żannüküm birabbi-l`âlemîn
Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ
feneżara nażraten fi-nnücûm
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ
feḳâle innî seḳîm
Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi
فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ
fetevellev `anhü müdbirîn
O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
فَرَاغَ إِلَىٰ آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
ferâga ilâ âlihetihim feḳâle elâ te'külûn
Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi
مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ
mâ leküm lâ tenṭiḳûn
(Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi)
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ
ferâga `aleyhim ḍarbem bilyemîn
Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi
فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
feaḳbelû ileyhi yeziffûn
Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
ḳâle eta`büdûne mâ tenḥitûn
İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz
وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
vellâhü ḫaleḳaküm vemâ ta`melûn
Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır
قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ
ḳâlü-bnû lehû bünyânen feelḳûhü fi-lceḥîm
Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler
فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ
feerâdû bihî keyden fece`alnâhümü-l'esfelîn
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّي سَيَهْدِينِ
veḳâle innî ẕâhibün ilâ rabbî seyehdîn
Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ
rabbi heb lî mine-ṣṣâliḥîn
Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et
فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ
febeşşernâhü bigulâmin ḥalîm
Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَىٰ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ
felemmâ belega me`ahü-ssa`ye ḳâle yâ büneyye innî erâ fi-lmenâmi ennî eẕbeḥuke fenżur mâẕâ terâ. ḳâle yâ ebeti-f`al mâ tü'mer. setecidünî in şâe-llâhü mine-ṣṣâbirîn
Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi
فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ
felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn
Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı
وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ
venâdeynâhü ey yâ ibrâhîm
Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim
قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
ḳad ṣaddaḳte-rru'yâ. innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn
Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ الْبَلَاءُ الْمُبِينُ
inne hâẕâ lehüve-lbelâü-lmübîn
Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
vefedeynâhü biẕibḥin `ażîm
Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn
Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık
سَلَامٌ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ
selâmün `alâ ibrâhîm
Selam olsun İbrahim'e
كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
keẕâlike neczi-lmuḥsinîn
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı
وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ
vebeşşernâhü biisḥâḳa nebiyyem mine-ṣṣâliḥîn
Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik
وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰ إِسْحَاقَ ۚ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهِ مُبِينٌ
vebâraknâ `aleyhi ve`alâ isḥâḳ. vemin ẕürriyyetihimâ muḥsinüv veżâlimül linefsihî mübîn
Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَارُونَ
veleḳad menennâ `alâ mûsâ vehârûn
Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik
وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
venecceynâhümâ veḳavmehümâ mine-lkerbi-l`ażîm
Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
veneṣarnâhüm fekânû hümü-lgâlibîn
Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular
وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ
veâteynâhüme-lkitâbe-lmüstebîn
Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik
وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
vehedeynâhüme-ṣṣirâṭa-lmüsteḳîm
Kendilerini doğru yola çıkardık
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ
veteraknâ `aleyhimâ fi-l'âḫirîn
Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık
سَلَامٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَارُونَ
selâmün `alâ mûsâ vehârûn
Selam olsun, Musa ile Harun'a
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
innehümâ min `ibâdine-lmü'minîn
Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
veinne ilyâse lemine-lmürselîn
Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ
iẕ ḳâle liḳavmihî elâ tetteḳûn
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ
eted`ûne ba`lev veteẕerûne aḥsene-lḫâliḳîn
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
اللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
allâhe rabbeküm verabbe âbâikümü-l'evvelîn
Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
fekeẕẕebûhü feinnehüm lemuḥḍarûn
Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn
Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
veteraknâ `aleyhi fi-l'âḫirîn
Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık
سَلَامٌ عَلَىٰ إِلْ يَاسِينَ
selâmün `alâ ilyâsîn
Selam olsun İlyâsîn'e
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn
İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız
إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
innehû min `ibâdine-lmü'minîn
Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı
وَإِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
veinne lûṭal lemine-lmürselîn
Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir
إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
iẕ necceynâhü veehlehû ecme`în
Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık
إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
illâ `acûzen fi-lgâbirîn
Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
ŝümme demmerne-l'âḫarîn
Sonra diğerlerini helak etmiştik
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحِينَ
veinneküm letemürrûne `aleyhim muṣbiḥîn
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
وَبِاللَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
vebilleyl. efelâ ta`ḳilûn
Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
veinne yûnüse lemine-lmürselîn
Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir
إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
iẕ ebeḳa ile-lfülki-lmeşḥûn
Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضِينَ
fesâheme fekâne mine-lmüdḥaḍîn
(Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
felteḳamehü-lḥûtü vehüve mülîm
Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu
فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِينَ
felevlâ ennehû kâne mine-lmüsebbiḥîn
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
lelebiŝe fî baṭnih ilâ yevmi yüb`aŝûn
Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı
۞ فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
fenebeẕnâhü bil`arâi vehüve seḳîm
Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık
وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ
veembetnâ `aleyhi şeceratem miy yaḳṭîn
Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ مِائَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
veerselnâhü ilâ mieti elfin ev yezîdûn
Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik
فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
feâmenû femetta`nâhüm ilâ ḥîn
O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık
فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ
festeftihim elirabbike-lbenâtü velehümü-lbenûn
Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı
أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
em ḫalaḳne-lmelâikete inâŝev vehüm şâhidûn
Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış
أَلَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
elâ innehüm min ifkihim leyeḳûlûn
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
velede-llâhü veinnehüm lekâẕibûn
Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar
أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ
aṣṭafe-lbenâti `ale-lbenîn
(Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
mâ leküm. keyfe taḥkümûn
Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
efelâ teẕekkerûn
Hiç düşünmüyor musunuz
أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ
em leküm sülṭânüm mübîn
Yoksa sizin için açık bir delil mi var
فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
fe'tû bikitâbiküm in küntüm ṣâdiḳîn
O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı
وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
vece`alû beynehû vebeyne-lcinneti nesebâ. veleḳad `alimeti-lcinnetü innehüm lemuḥḍarûn
Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn
Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
illâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar)
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
feinneküm vemâ ta`büdûn
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
mâ entüm `aleyhi bifâtinîn
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
illâ men hüve ṣâli-lceḥîm
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız
وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ
vemâ minnâ illâ lehû meḳâmüm ma`lûm
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ
veinnâ lenaḥnu-ṣṣâffûn
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
veinnâ lenaḥnü-lmüsebbiḥûn
(Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler
وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ
vein kânû leyeḳûlûn
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْأَوَّلِينَ
lev enne `indenâ ẕikram mine-l'evvelîn
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
lekünnâ `ibâde-llâhi-lmuḫleṣîn
(Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk
فَكَفَرُوا بِهِ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
fekeferû bih. fesevfe ya`lemûn
Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ
veleḳad sebeḳat kelimetünâ li`ibâdine-lmürselîn
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ
innehüm lehümü-lmenṣûrûn
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
وَإِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
veinne cündenâ lehümü-lgâlibûn
Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
fetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn
Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
veebṣirhüm fesevfe yübṣirûn
Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
efebi`aẕâbinâ yesta`cilûn
Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ
feiẕâ nezele bisâḥatihim fesâe ṣabâḥu-lmünẕerîn
Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
vetevelle `anhüm ḥattâ ḥîn
Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
veebṣir fesevfe yübṣirûn
(İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
sübḥâne rabbike rabbi-l`izzeti `ammâ yeṣifûn
Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir
وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
veselâmün `ale-lmürselîn
Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun
وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
velḥamdü lillâhi rabbi-l`âlemîn
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur
Meal: Elmalılı Hamdi Yazır • Türkçe okunuş (çeviriyazı): Muhammet Abay • Arapça metin ve kaynaklar: Tanzil