Mürselât Suresi
سُوْرَةُ الْمُرْسَلَاتِ Mekke döneminde inmiştir • 50 ayet
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا
velmürselâti `urfâ
Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا
fel`âṣifâti `aṣfâ
Büküp devirenlere
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا
vennâşirâti neşrâ
Yaydıkça yayanlara
فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا
felfâriḳâti ferḳâ
Seçip ayıranlara
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا
felmülḳiyâti ẕikrâ
Bir öğüt bırakanlara
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
uẕran ev nüẕrâ
Gerek özür için olsun, gerek uyarı için
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
innemâ tû`adûne levâḳi
Herhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır
فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
feiẕe-nnücûmü ṭumiset
Hani o yıldızlar silindiği zaman
وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ
veiẕe-ssemâü füricet
Gök yarıldığı zaman
وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
veiẕe-lcibâlü nüsifet
Dağlar savrulduğu zaman
وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
veiẕe-rrusülü üḳḳitet
Elçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman
لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
lieyyi yevmin üccilet
Bunlar hangi güne ertelendiler
لِيَوْمِ الْفَصْلِ
liyevmi-lfaṣl
Hüküm gününe
وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ
vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl
Bildin mi, nedir o hüküm günü
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vay haline
أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ
elem nühliki-l'evvelîn
Biz, öncekileri helak etmedik mi
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ
ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn
Sonra geridekileri de onlara katarız
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
keẕâlike nef`alü bilmücrimîn
Biz suçlulara böyle yaparız
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vah haline
أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ
elem naḫlukküm mim mâim mehîn
Biz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı
فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَكِينٍ
fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn
Onu sağlam bir yerde oturttuk
إِلَىٰ قَدَرٍ مَعْلُومٍ
ilâ ḳaderim ma`lûm
Belli bir süreye kadar
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn
Demek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vay haline
أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا
elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ
Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı
أَحْيَاءً وَأَمْوَاتًا
aḥyâev veemvâtâ
Gerek diriler, gerekse ölüler için
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا
vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ
Orada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vay haline
انْطَلِقُوا إِلَىٰ مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn
(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru
انْطَلِقُوا إِلَىٰ ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ
inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab
Haydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)
لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb
O, ne gölgelendirir, ne alevden korur
إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ
innehâ termî bişerarin kelḳaṣr
O, saray gibi kıvılcımlar atar
كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ
keennehû cimâlâtün ṣufr
Sanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir)
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vay haline
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ
hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn
Bugün, konuşamıyacakları gündür
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn
Kendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vay haline
هَٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ
hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn
Bu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık
فَإِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
fein kâne leküm keydün fekîdûn
Bir hileniz varsa beni atlatın
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vay haline
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn
Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
vefevâkihe mimmâ yeştehûn
Canlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir)
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn
İşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vay haline
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا إِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ
külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn
Yiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
O gün yalanlayanların vay haline
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn
Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn
Vay haline o gün yalanlayanların
فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn
Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar
Meal: Elmalılı Hamdi Yazır • Türkçe okunuş (çeviriyazı): Muhammet Abay • Arapça metin ve kaynaklar: Tanzil